Bir Geminin Ardında Kalan Hayaller: Kayseri’den Denizlere
Hayat bazen öyle hızla geçiyor ki, bir anda kendini başka bir yerde, başka bir zaman diliminde buluveriyorsun. Bunu ilk kez denizde hissetmiştim. Kayseri’de doğmuş, büyümüş biri olarak, deniz benim için hep uzaktı. Ama bir gün bir şey değişti. O değişen şeyin adını da bir gemi koydular. Gemi… O günlerde “gemi” dediğimde aklımda sadece “deniz” vardı. Oysa denizin bir dili vardı ve bu dilde her şey, her dalga bir terimle tarif ediliyordu. Gemici terimleriyle tanışmak, adeta başka bir dünyaya adım atmak gibiydi.
O Gemi, Ben ve Bir İp
Sahildeyim. Bir gemi rıhtımda demirlemiş ve ben ona bakarken tüm dünyayı unutuyorum. Kayseri’de doğmuş bir çocuk, şimdi denizle buluşmuş bir yetişkin. Gemiyi ilk gördüğümde ne kadar heyecanlı olduğumu hatırlıyorum. Gökyüzü mavi, deniz sakin, ama içimde fırtınalar kopuyor. Ne yapacağım? Hangi kelimeleri kullanacağım? Oysa bunlar hep gemici terimleri. Tersane terimleri, denizci kelimeleri, rüzgar, yelken, sancak… Ama her biri bana ne kadar yabancıydı. Bir şeylere sahip olmanın, bir dünyayı tanımanın terimleri.
O an, geminin halatları arasına girip, bir ipi kavramak gibi bir şeydi. “Sancak”, yani sağ taraf, geminin en önemli noktalarından biri olmalıydı. Çünkü her şey buradan başlıyordu, gemi sağa döndüğünde yol alacak, biz de her şeyin başladığı bu noktayı geride bırakacaktık. Ama bu halatları tutmak, gerçekten o kadar kolay değildi. Her ipi sıkarak, geminin yönünü değiştirmeye çalıştım. Ama bir türlü beceremedim. O kadar derin bir anlam taşıyordu ki her bir terim. Gemici kelimeleri sadece denizi anlatmıyordu. O terimler, insana ait bir dil gibiydi, umutlar, kayıplar, bir yere ait olmak…
İleriye Gitmek, Ancak Geriye Bakarak
Yelken, denizin rüzgarını arkasına alarak ilerlerken, ben de kendi içimde bir yolculuğa çıkıyordum. “Yelken açmak”… Bu kelime benim için o kadar özel bir anlam taşıyordu. Yelken açmak, sanki içimdeki duyguları serbest bırakmak gibi bir şeydi. Bazen geçmişin yüklerini taşırken, bazen de hayal kırıklıklarının ağırlığıyla yol almak zor oluyordu. Ama yelken açmak, o kadar özgürdü ki, sanki kendi yolumu çiziyordum. Fırtınalar bile olsa, rüzgarın ne kadar kuvvetli olduğu önemli değildi. Çünkü önemli olan, her şeyin sükunette olması değildi. Bazen hayat, fırtınalarla geçerdi ve ben de o fırtınada kaybolmayı kabullenmiştim.
Ama sonra geminin dümeniyle tanıştım. “Dümen”… Bu kelime de beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Geminin rotasını belirlemek, koca denizlerde doğru yolu bulmak… Her şeyin ters gittiği anlar, kaybolduğum, nereye gittiğimi bilmediğim o zamanlar. O zaman anladım ki, bir gemiyi doğru bir şekilde yönlendirmek sadece dışarıdaki denizle değil, içimdeki denizle de ilgiliymiş. Her şey rotanın doğru belirlenmesinde yatıyordu.
Bir Liman, Bir Hayat
Kayseri’de çocukken hep kafamda bir liman hayali kurardım. Liman, huzurun simgesiydi. Ama liman sadece huzur mu? Gemici terimlerinin içindeki hayal kırıklıklarıyla düşündüm. Limanlar aslında kucak açan yerlerdi, ama aynı zamanda kaybolmuş duyguların da yeri oluyordu. O limanda, belki de o gemiye binen son yolculuğunuz oluyordu. Liman, aynı zamanda kayıpların da adresiydi. Çoğu zaman kaybolan, terk edilen bir gemi gibi hissediyorum. Beni terk etmiş, gitmiş bir geminin ardında kalan umutlarım gibi. Ama belki de liman, kaybolan bir geminin yeri değil, ona gidecek bir yolun başlangıcıydı.
Hedefe Varınca Anladım
Hayat bazen sana gösterdiği rotadan seni alır ve seni başka yerlere götürür. Bunu o zaman öğrendim. Gemiyle, denizle tanıştığım o ilk günden bugüne kadar, her şeyin anlamı değişmişti. Gemici terimleri artık sadece kelimelerden ibaret değildi. Her biri, hayatımı anlamamda birer pusula olmuştu. Yelken açmak, bir yön belirlemek, dümeni elinde tutmak, bunlar hepsi bana bir şey anlatıyordu.
Ve ben bugün, o günden sonra bir geminin güvertesinde, halatlarla, dümenle, yelkenle, sancağımla birlikte, hayatımın gerçek rotasını bulmuş gibiyim. Fırtınalarla, dalgalarla, kaybolmuş hayallerle… Liman ne kadar uzakta olursa olsun, yolculuk bittiğinde, insanın kendi limanına varacağına inanıyorum. O liman, sadece bir terim değil, içindeki huzuru bulduğun, kaybolduğun ve yeniden doğduğun yer. Kendi limanını bulana kadar denizde kaybolmanın da bir anlamı var.
Her gemi, içindeki bir yolculuktur. O yolculuk bazen en uzak limanlara, bazen de en derin duygulara ulaşır. Ama unutma, sen de bir gemisin, ve her dalganın seni yönlendirdiği yere gideceksin.